Bazı erkekler gündüz çalışır bazıları gece
Anket yapılmış; Türklerin büyük bir bölümü 2008’in ekonomik açıdan kendileri için iyi gececeğine inanıyormuş. Umut fakirin ekmeği tabii. Nüfusunun çoğu açlık sınırının altında yaşayan bir ülkede garibanın elindeki tek dayanak “umut”. Umuda sahip olmak dayanma ve yaşama devam etme gücü veriyor.
Ama umudu bile fazla abartmamak lazım.
Sokaktaki kadına 2008 sizce ekonomik açıdan nasıl geçecek diye soruyorlar. Gülerek kocasının işsiz kendisinin de üçüncü çocuğuna hamile olduğunu anlatıyor; gelecekle ilgili bir fikri yok, lafları ağzında geveliyor.
Soruyu soran olayı deşmiyor biz de kadının durumunu gülerek anlatmasının boş vermişlikten mi, umudunun tepe noktasında bulunmasından mı yoksa “güleriz ağlanacak halimize” ruh halinden mi kaynaklandığını öğrenemiyoruz.
Ekonomik durum kötüleştikçe sahip olunmak istenen çocuk sayısının azalması beklenir. Öyle ya bakamayacağını bile bile çiftlerin bebek kararı almaması gerekmez mi?
Ama durum tam tersi; fakirlikleri arttıkça sahip olunan çocuk sayısı da artıyor. Çok çocuğu parası olan değil tam tersi olmayan yapıyor.
Bedava olduğu için ulaşabilecekleri tek eğlencenin seks olduğunu düşünüyorlarsa seksin hamilelikle sonuçlanmak zorunda olmadığını birilerinin bu insanlara anlatması gerek!
Aile Planlaması Derneği’nin (TAPD) 26 ilde 2 bin 20 kadın üzerinde yaptırdığı “Aile Planlaması Bilinci-Doğum Kontrol Yöntemleri Kullanımı 2007” araştırmasına göre 2003 yılından bu yana etkin doğum kontrol yöntemi kullanma oranınında yüzde 12 oranında düşüş olduğu saptanmış.
Bu gerileme bize Sayın Başbakan’ın “Allah ne verdiyse çoğalalım” hayat görüşünün toplumda olumlu karşılık bulduğunu gösteriyor.
Ancak, bu görüşü savunanlar şunu açıklamalı; “Allah ne verdiyse çoğalmayanlar” neden dünyanın en güçlü ülkeleri iken “Allah ne verdiyse çoğalanlar” neden hep fakir ve geri kalmış ülkeler?
Aile içinde çocuk sayısı arttıkça, bu çocukların beslenme düzeyi düşüyor. Eğitim olanaklarından hepsi yararlanamıyor, özellikle de kız çocuklar. Bu da eğitimsiz anneler yetişmesine neden olduğu için gelecek kuşakları tehdit ediyor. Yoksulların nüfusu artarken gelir dağılımı onlar aleyhine bozulmaya devam ediyor. Bu çocuklar büyüdüğünde işsizlik riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Nüfusun kontrolsüz artması devletin sosyal amaçlı harcamalarının gereğinden fazla insana dağılmasına ve düşmesine neden oluyor. Sağlık, eğitim, yaşam koşulları, bu yüzden kalitesiz oluyor. Alt yapı yetersiz kalıyor.
Bir de işin anneye çıkan ağır faturası var;
Son 35 yılda ölen anne sayısı 50 bin.
Yılda 750 kadar anne doğumdan sonra kaybediliyor.
‘‘Allah ne verdiyse’’ doğuran kadın, çok büyük sağlık sorunları yaşıyor: Üreme organlarıyla ilgili hastalıklar, idrar yolu enfeksiyonları, kansızlığın neden olduğu diğer hastalıklara açık olma, kalsiyum kaybı, bütün bunlar zincirleme bir durum yaratıyor ve kadın erken yaşlanıyor, genç yaşta ölüyor.
Fakirlik eğitimsizliği, eğitimsizlik fakirliği getiriyor ama gerçekten de bu kadar basit mi?
Yani her şey eğitimde mi düğümleniyor?
Fakirliğin kıskacı altında hayatını sürdüren bir çiftin ikinci, üçüncü, dördüncü çocuğa bakamayacağını görebilmesi için birilerinin onlara bunu anlatması mı gerek?
Ortalama zekası olan bir insanın kolayca bunu görebilmesi gerekmez mi?
Eğitimi pek de olmayan ama ikinci çocuğu ekonomik koşulları elvermediği için düşünmeyen anne, babalara ne demeli?
Demek ki ortalama zeka, eğitilmeden de içinde bulunduğu durumu analiz edip bundan doğru sonuçlar çıkarabiliyor.
Kocası işsiz olduğu halde üçüncü çocuğuna hamile kalan kadınla yapılan röportajı televizyonda izleyen annem “senin kocan gece çalışıyor belli!” diye kadına oturduğu yerden çıkışıyor.
Ama koca farkında değil;
Çoğalabilmek değil evine ekmek götürmek erkeği adam yapıyor.
6 Şubat 2008
Arkadaşına tavsiye et
|